-->

Görünmez Kahramanlar

Görünmez Kahramanlar
Görünmez KahramanlarSabah, kendisini saray zanneden bir simitçinin balkonunda çayımı yudumluyordum. Güneş bile yeni yeni kendine geliyor, sanki “Beş dakika daha!” der gibi arada bir göz kırpıyordu bulutların arasından.
Ne de güzeldi İstanbul’da sabah!
Tüm bu güzel manzaraya rağmen, etrafta yine bir koşuşturmaca vardı. Aynı kalabalık sokaklar, aynı gürültücü şehir ve yine aynı yalnız insanlar… Sokaklara, alışveriş merkezlerine, sahile, kafelere, dükkânlara, (...), akın akın her yere koşturuyorlardı.
Şehir gün geçtikçe daha mı hızlı yaşıyordu ne?
Aceleci insanlar, dikkatsiz insanlar, gürültücü insanlar, hatta saygısız insanlar ve nihayet yorgun insanlar, güçsüz insanlar!
Renk renk, çeşit çeşit bir sürü insan, her biri birbirinden farklı ve…
…ve birbirinden yalnız olan…
Sayıları arttıkça yalnızlıkları da artıyordu sanki. İnsanlar daha kıymetsiz hale geliyor; karşıdaki insana duyulan saygı azaldıkça etrafı kirleten insan sayısı da aynı oranda artıyor gibiydi.
Peki, her seferinde böyle güzel, temiz bir güne nasıl uyanır şehir?
Günün sonunda bu savruk, vurdumduymaz gürültücü kalabalığın arkasında bıraktığı dağılan ve dağıtan şehri kim ya da kimler yeniden topluyor, adam ediyordu?
Bir saatin doğru işlemesi için nasıl çarkları yağlayan birine ihtiyacı varsa, şehrin de böylesine güzel görünmesi için düzeni sağlayan ve şehri adam eden kahramanlara ihtiyacı vardı: Görünmez kahramanlara!
***
Aynı bugün gibi, her günün sonunda, güneş battığında, ışıklar söndüğünde ve gürültü dindiğinde, karanlıkta bir kıpırtı belirir.
Gölgedeki kahramanlar yüzünü gösterir, belli belirsiz.
Yorgun yüzlerinde bütün bir günün kiri, pası…
Kimi elinde uçan süpürgesi, kimi elinde kâğıt toplayan kılıcıyla, kimi süper kahraman kamyonunda… Ama hepsi aynı hizmet uğruna, şehri pisliklerden kurtarmak için çıkarlar yola.
Her süper kahraman gibi onlar da gizli birer kimliğe ve normal hayatlara sahiptir.
İnsanlar da her kahraman hikâyesinde olduğu gibi anlayışsızdır onlara karşı. Anlamazlar şehrin görünmez kahramanlara duyduğu ihtiyacı.
Hâlbuki dışlamayı gerektiren pek fark yoktur, gündüz insanıyla onlar arasında pek bir fark olmadığı gibi.
Onlar da gündüz insanı kadar yalnız…
Bir yalnızlar ordusu, kalabalık şehrin göbeğinde.
Sadece biraz daha gölgede kalmış ve gündüz insanının elindeki ağır iş çantası yerine, kiminin sırtında hayat yükünün pelerini uçuşur, kimiyse sokakların üzerinden süzülür süpürgesiyle…
Tek amaç uğruna: Şehirdeki düzeni sağlamak.
Ve onlar da akşamın geceye döndüğü saatlerde evlerinin yolunu tutarlar. Sırtları hayatın yüküyle eğilmiş halde…
Yorgun savaşçılar eve dönüş yolunda ayrılır birbirinden, birer birer.
Her birinin ayrı ayrı hikâyeleri vardır kendi içinde.
Kimini ağlayan bir bebek bekler evde,
kiminin çocuğu yiyecek yemek bekler,
aç bî-ilaç…
Kimi,
kıt kanaat geçindirdiği evde, çekyattan bozma yatağında üç kuruşluk bir uykuya razı halde tutar evinin yolunu.
Kimi,
yeni evlenmiştir belki.
Çiçeği burnunda bir yuvaya doğru ilerler.
Hayatta tek dayanağı, tek yoldaşına, eşine.
Öyle fazla beklentisi de yoktur hayattan,
Yegâne amacı, mutluluğu sıcak bir tebessümde görmektir.
Fakirhanesine dönebilmek uğruna
Canla başla çalışır bütün gün, gölgeler arkasında…
Kimisi,
Henüz evlenememiş daha,
kayınbabası hor görmüş görünmez kahramanımızı...
Bizimki hayattan bezmiş, artık boş her şey,
ama ne yapsın…
Devam eder gölgelerde dünyayı kurtarmaya.
Hayat mücadelesi işte, hepsi kötülüklerle savaşına devam eder gölgelerde.
Daha bir sürü hikâye anlatılır, saymakla bitmez. Çünkü görmediğimiz, belki görsek de görmezden geldiğimiz bir o kadar görünmez kahramanımız var bizim.
Bazen acısıyla, bazen tatlısıyla hayata devam ederler onlar da.
Hayat bu, acımasız.
Kahraman da olsan, bu böyle!
Sahi… Farkında mısınız, bu bizim elimizde.
İlla Superman olmak zorunda değil bir kahraman,
Bir isme de ihtiyacı yoktur zaten.
Onu nasıl gördüğünle ilgilidir bu,
Sen kahramanının pelerinini görmüyorsan
Bir şey gelmez elden.
***
Bunları düşünürken gözlerim telefonumun saatine gidince hala içinde yaşadığım bir dünya olduğunu fark ettim, geç kalmıştım! Alelacele toparlanıp çayımı kafaya dikmek suretiyle masadan kalktım ve hemen dışarı attım kendimi.
İskeleye doğru yürür ve şehrin dağılmasına ister istemez katkıda bulunurken masada kalan boş çay bardağının hangi görünmez kahramanın eline geçeceğini de düşünmeden edemedim…
Bir kez olsun şu düzeni sağlayan, çarkları yağlayan süpürgeli kahramanlarımız dâhil, her şeye, herkese görmek için baksak belki bir şeyler değişir, ne dersiniz?
Facebook

0 comments